Bir vatandaşın İzmir Saat Kulesi’nin gölgesinden bakışı…
İzmir’de son günlerde ilginç bir tartışma yaşanıyor.
Bir tarafta “İzmir fethediliyor, yüz yıllık esaretten kurtarılıyor!” sözleri…
Diğer tarafta “İzmir daha önce de işgal edildi, korkma!” cevabı…
İki söz, iki farklı bakış açısı, aynı şehir, aynı tarih…
Birinin sözleri siyasi yorum olarak gündemde kalırken, diğerinin sözleri adli soruşturmaya konu oluyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Adaletin terazisinde sözler mi tartılıyor, yoksa sözleri söyleyenler mi?
Elbette herkes düşüncesini açıklayabilmeli. Tarihî benzetmeler yapabilmeli, siyaseti eleştirebilmeli, hatta biraz abartabilmeli. Çünkü demokrasi, yalnızca hoşumuza giden sözlerin değil, hoşumuza gitmeyen düşüncelerin de ifade edilebildiği bir düzendir.
Ancak hukuk devleti olmanın bir şartı daha var: Aynı hukuk kurallarının herkese aynı ölçülerle uygulanması.
Anayasamızın 10. maddesi, herkesin kanun önünde eşit olduğunu söyler.
Peki, adaletin terazisi bir kefedeki sözleri ağır, diğer kefedekileri hafif buluyorsa vatandaşın bunu sorgulaması doğal değil midir?
Belki de terazinin bozuk olduğunu söylemek için henüz erkendir. Ama terazinin doğru tartıp tartmadığını sormak için hiçbir zaman erken değildir.
Üstelik İzmir’in bir de Saat Kulesi var.
Saatler zaman zaman geri kalabilir, ileri gidebilir. Ayarlanır, düzeltilir.
Peki ya adaletin terazisi?
Onun ayarı yalnızca kanunlarla değil, o kanunların herkese eşit uygulanmasıyla korunur.
Ve unutmayalım:
Adaletin gözleri bağlıdır ki kimseyi ayırmasın. Kulakları ise açık olmalıdır ki herkesi eşit duysun.
SMMM Ulaş Has